Anasayfa Homepage Heim  
 

 
 
 
 
 

 

 

GAZİ VE ŞEHİT AİLELERİ AR-GE MERKEZİ

 

ÇANAKKALE VE(YA) İSTİKLAL HARBİ’NE KATILAN GAZİLERİMİZLE MÜLAKÂTLAR (1)

Hasan ÖZPUNAR
afyon76@gmail.com

GAZİLERDEN HATIRALAR-1

Taşpınar’ın geçtiğimiz sayılarında yer verdiğimiz ‘’ Trikopis’i Esir Eden Afyonkarahisar’lı Ahmet Çavuş ‘’ başlıklı yazımız üzerine bir dost meclisinde sohbet ederken söz dönüp dolaşıp adı-sanı unutulmuş gazilerimize geldi. Kıymetlerini geç bildiğimiz bu kahramanlar hakkında acaba bir bilgi, anı var mıdır derken aklımıza 1940’lı yılların Taşpınar Dergileri’nde rastladığımız bir haber geldi. ’’ Vatan Müdafaası Yolunda Cephelerde Kan Döken Yiğit Gazilerimiz için Halkevi’nde Bir Şeref Albümü Oluşturuluyor ‘’ başlıklı haberde Afyonkarahisar Halkevi’nin bir gaziler albümü oluşturmak istediği ve bunun için o tarihlerde şehir merkezinde hayatta olan 600 kadar gaziye anket soruları yönelterek bir fotoğrafları ile birlikte anılarının kayda alınmaya başlandığı bildirilmekteydi.

Bu sohbetin üzerinden çok geçmeden emekli öğretmen Mehmet Akif ÇETİNALP, bir takım evraklarla ziyaretimize geldi. Evrakları incelediğimiz zaman bir kısmının yukarda bahsettiğimiz anıları içerdiğini gördük.

M.Akif Bey’in merhum babası Ahmet Çetinalp’e ( d. 1922-1980) ait olan evraklarda gazilerle yapılan röportajlardan çok az bir kısmını bulduk. Anlaşıldığı kadarıyla lise yıllarında Afyonkarahisar Halkevi’nin faal üyelerinden biri olan merhum Ahmet Çetinalp, hocası Edip Ali Baki’nin isteğiyle çevresindeki gazilerle röportajlar yapmış ve bunların birer nüshasını kendinde saklamış.

Taşpınar dergisi olarak yıllar önce böyle bir girişimde bulunan Edip Ali Baki Hocamızı ve Ahmet Çetinalp’i hayırla yadediyor, bu hatıraları bugüne kadar saklayarak bizlere ulaştıran M.Akif Çetinalp’e de teşekkür ediyoruz.

Bu sayımızdan itibaren Taşpınar Dergisi’nde elimizde bulunan hatıralara yer vermeye çalışacağız.

İlk olarak Çavuşbaş Mahallesi’nde Kahramanoğulları’ndan 1304 doğumlu Mehmet Karakaya bakalım o kara günlerde neler yaşamış?

HACI MEHMET KARAKAYA

İlk askere alındığım zaman 1330 tarihinde Umumi Harbin ilanı ile elbiseleri giyerek Afyon’da depoda toplandık. Sonra Bakır Köyü’ne ( İstanbul ) oradan Kartal- Yakacık Köyü’ne , oradan Karadeniz’in Bulgurlu Boğazı’na gönderdiler.Bu boğaza Ruslar’ın asker çıkarması düşünülerek iki manga ile boğazın müdafasını bana verdiler.Burada iki ay kadar kaldım.Biz 5.kolordu emrinde idik.Paşamız Topal Fevzi Paşa,Alay Komutanı Hasan Tahsin Bey,Tabur Komutanı Hafız Kutsi Bey,Bölük Komutanı Refi Bey,takım komutanı ise Zihni Bey’di.

Ben burada çalışırken Çanakkale’ye gönüllü asker istediler. Kolordu da bölüklerden 56’şar kişi istedi.Ben bu arada gönüllü çıktım.Fırka Komutanı emrinde süvari kolordusu emrine oradan Çanakkale’ye fırkamızla hareket ettik.Akbaş İskelesine varılınca oradaki bir dağda dururken süvari geri gidecek emri geldi.Bu emri duyunca hemen süvari komutanına giderek;

‘’ ben harbe gideceğim ‘’ dedim ise de beni bırakmadılar. Hatta kaçmasın diye uyuz atlara bakmam için emir verdiler.Fakat ben bir sırasını bularak Kumbağı-Keşan tarafına geçip Akşehir’li Nazif’le kaçarak ağırlığımızı 8-10 gün gittikten sonra Soğanlıdere’de bulduk.( Orada ) iki gün kalarak ateş hattına vardım.Tabur komutanımız vurulmuş,Bölük komutanımız Refi Bey tabur komutanı olmuş.Kendisine vararak benim kabul edilmem için söyledim.O ise beni kabul etmeyerek reddetti.

’’ Sen nereden geldinse oraya git ‘’ dedi.

Ondan bu cevabı alınca hemen Alay Komutanımızın yanına vardım.

O’na;

‘’ ben beygir pisi kokmaya gelmedim, sayenizde düşmanla aslan gibi döğüşmeye geldim’’

dediğim zaman Alay Komutanı ağlamaya başladı. Yanına yaveri çağırarak ondan kağıt istedi.Yaveri de süvari erlerinin kabul edilmemesi için emir olduğunu söyledi.

Alay Komutanı,

‘’ ben nerdeyim,benim bugün ere ihtiyacım var.Bak çocuk ne söylüyor.Ben bunu kabul ettim ’’

dedi.Elime bir ilmuhaber vererek tabur komutanına gönderdi.Tabur komutanı benim kabul edildiğimi görünce ;

‘’ Haydi Allah’a emanet ol kahraman , takımının başına git ’’ dedi.

Onun bu sözü üzerine hemen koşarak takıma giderek harbe girdim.Kıtamız düşmanla karşı karşıya gelmiş bir vaziyette idi ve bir çarpışmalarda olmuş.Ben harp yerlerine girince görmüş olduğum istihkamlardan bir kısmının fena olduğunu ve düşmanın buradan bize çok zayiat verdireceğini kendi kendime dedim ve arkadaşlara da sorduğumda aynı cevabı aldım.

’’ Burada düşman bizim askere çok zayiat verdiriyor neden olduğunu anlayamadık ‘’ dediler.

Ben arkadaşların bu söylemiş olduklarını kafama yazıyordum.Bunun önüne geçmek için komutanlarıma söylemek istiyordum.

Alay Komutanı birgün istihkamları teftiş ederken bu yanlış gördüğüm yerden geçerken nasıl oldu ise düşmanın ateşi ile vurulunca tabur komutanıma bu yerin yanlış olduğunu çünkü istihkamlarımızı düşmanın gördüğünü söyledim.Buraya bir köprü yaparsak iyi olur dedim.Birkaç kalas koyar ve onun üzerine kum torbaları koyarız,düşmanın bizim istihkamları görmesine mani olur ve bu suretle büyük zayiat veren bu yerin önüne geçmiş oluruz.Tabur komutanı bana 100 er verdi ve dediğim gibi çalışarak köprüyü kurdum ve zayiatın önüne geçtik.

Bölük komutanı Zihni efendi bize keşfe gelirken 15-20 adım kala düşmanın attığı bir bomba ile yere gömüldü.Hemen koşarak topraktan çıkardım.Kafasından yaralanmıştı,sardım.

Ertesi gün bir bomba geldi ve beni de 17 yerimden yaraladı.Yaraların hafifi ve ağırı vardı.Komutan duyunca bana gelerek

‘’ ne diye hastaneye gitmiyorsun ‘’ diye sordu.

Ben de

‘’ eğer bu yaralarla hastaneye gidecek olursam düşman evlerimize girer ‘’ diye cevap verdim.

Komutanım teşekkür ederek gitti.

Başka bir gün piyade mermisi , tüfeğimin namlusundan girdi ve ellerimi üç beş yerinden yaraladı.Birliğimizde fazla miktarda bomba vardı.Bölük komutanımıza bu bombaları düşmana karşı yeraltından bir yol açarak atalım dedim ve dediğim gibi 40-50 metre yer altından yol açarak gece düşmana bomba atmaya başladım.Düşman ne olduğunun farkına varmıyordu.Fakat sonra anladılar.Bizim açtığımız yollara karşı onlarda makine ile bir yol açıp bize karşı mukabelede bulunuyorlardı.Bu haller karşısında biz başka yollar açarak düşmana yine bomba atmaya başladık.

MEKKE VE MEDİNE HARBİ

O sıralarda bir emir geldi ve bizim birliğin Arabistan’a gitmesi emri verildi. Fakat ben ( trenle )yolda giderken memleketim olan Afyon’a uğrayıp indim.Dört gün sonra kıt’amı bulmak üzere trene kaçak olarak bindim.Pozantı’ya kadar kaçak olarak gittim.Oradan yaya olarak kıt’amı sora sora giderken kıt’amın Halep’e doğru gittiğini söylediler.
İki gün sıcakta istirahat ettikten sonra kıt’amın Şam’a doğru gittiğini haber aldım. Oraya doğru yola çıktım fakat Şam’a varmadan onların Zahle Musallah’a gittiklerini öğrendim.Buraya bir saatlik mesafe kala kıtamı buldum.Taburumuz tamamlanmış.55.Alay, 41. Alay , 42.Alay oradalar.

Bir buçuk ay sonra 41.Alay Zahle Musallah’a gitti.Onbeş-yirmi gün sonra da 42.Alay’ın Hicaz’a gittiğini haber aldık.Burada iken bir emir geldi ve atış talimi yapan kimseleri istediler.Bir de iyi nişancıların kim olduğunu sordular.İsmi verilenler alaya çağrıldı.Seçilen erlerin nişancı olmadıklarını alay komutanı yazdı.Ertesi günü teftiş diye bütün alayı çıkardılar.

’’Nişancı olanlar çıksın ‘’ dediler.Çıktık.

Albay bizleri 5.bölüğe gönderdi ve bu defa kendisi bölüğe gelerek beni seçti.Fakat bölük komutanı beni albaydan istedi,albay vermedi.Bunun üzerine bölük komutanı albayın akrabası olan takım komutanı’nı gönderdi.Albay bunun üzerine müsaade etti ve ben bölükte kaldım.Fakat gitmek istiyordum.

Ertesi gün seçilenleri ester süvarisi ile aldırdılar. Bunlar gittikten beş,on gün sonra bizde Şam’a gittik.Alay’da bir gün kalarak oradan Der’a ya yedi günde vardık.Der’a da beş,on gün durarak Ramazan Bayramı’nı orada geçirdik.Bayramın üçüncü günü nöbetçi çavuşu idim.Bölük Komutanı çağırarak her ere ait eksiklikleri ( ihtiyaçları ) yaz getir dedi.

Bizim taburda 1. ve 3. bölükler vardı.Bunların Hicaz’a gitme emri geldiği için hazırlık yapıyorduk.Küçük Cemal Paşa ( Mersinli ) teftişe geldi ve teftiş sırasında bir askerin ayakkabısını eski gördü.Tabur komutanı’na bunları ( askerleri ) başka bölükten aldığını söyledi.Bu teftişten dört gün sonra Medine’nin yedi iskele kaldığı yere indik.Orada sekiz,on gün kaldık.

Bölük Komutanı bir gün beni çağırdı ve ;

‘’ Kahraman,iki manga asker al ve şu Arabın dediği yere git.oradan gelecek düşman Arapları bu tarafa geçirme .Yarın iki tren gelecek ,önden bayraksız tren geçecek,ondan sonra gelecek olan bayraklı trende yeni oturacak olan Şerif geçecek.O trenler geçtikten sonra sonra askerini al,gel ’’ dedi.

Tarif edilen yer birbuçuk saatlik mesafede idi.Bir Arabın kılavuzluğunda oraya gittik.Vazife yapacağımız yeri gözetlemeye başladık.Saat yedi-sekiz sıralarında gece karanlığında bir tren gelip geçtikten sonra 200 kadar hecin ( deve ) süvarisi iskeleye doğru hücum ettiler.Dereye baskın ateşi ederek onları yan ateşine aldık.Belki bir kişi kalmadı,hepsini pakladık.Sonra bayraklı tren geldi ve geçti.Tren geçtikten sonra iskeleye indik.Bayraklı trende kim olduğunu sorduğumuzda yeni oturacak olan Şerif olduğunu söylediler.

Bundan sonra kıt’amıza gittik.Kıt’aya iltihak edince Medine’ye vardık.Mangalar bütün eratı ile Peygamber Efendimizi ziyarete gitti.Ben de nöbetçi geldikten sonra gittim.Orada Delil’i ( Hocanın Vekili ) ziyaret ettik.Sonra Araplar sadaka diye hücum ettiler.Kesemde bulunan bütün paraları dağıttım.Bir beyaz Mecit kaldı.Delil’e sadaka isteyen Arapların gelmemesini söyledim.O Arapça bir şeyler söyledi ve onlar benim yanımdan çekildiler.

Oradan ayrıldıktan sonra sonra cebimde duran keseyi yokladığımda kese yoktu.Bu vakadan çok müteessir oldum.

Bölük Komutanı beni çağırarak ,

‘’İki manga asker al ve Cehennem Deresi’ndeki Arapların içine gir ateş et’’ dedi.

Bu emir üzerine yanıma iki manga asker alarak Cehennem Deresi’ndeki Arapların içerisine sessizce girip dört bir yana ateş etmeye başladım.Araplar neye uğradıklarını bilemeyerek oradan çekilmeye başladılar. Biz de onların arkasını takiben sabahleyin Bir Ali’ye doğru hareket ederken bir emir geldi ve herkes olduğu yerde çadır kurdu.

Medine’den çıkmadan evvel bizlere bir koku şişesi vermişlerdi.Bunu sıcakta hararetten bunaldığımız zaman çekerek biraz kendimize geliyorduk.

Bize verilen emirin sebebi de arkadaki birliklerin çok önünde oluşumuzmuş.

Biz tedavideyken Fahri Paşa ( Türkkan ) geldi.200 m uzağımıza çadır kurdu.Burada dururken 400 m kadar uzakta bir silah patladı.Hemen kalktım silahımı alarak o tarafa doğru koştum.Orada bir erin debelendiğini gördüm.

‘’ Sen burada ne yapıyorsun,bu taraftan silah sesi geldi ‘’ dedim.

‘’ Ben duymadım ‘’ dedi.

Bu eri önümde götürürken ayağından kumlara kan damladığını görünce kendini vurduğunu anladım.Paşanın çadırı önünden geçerken paşa ne olduğunu sordu.Bende ‘’ Paşam kendini vurmuş ‘’ dedim.Paşa da

‘’ bunun yarasını sarmayın,elden ele gitsin de herkese ibret olsun ‘’ dedi.Bu ere daha sonra ne olduğunu bilmiyorum.

Oradan hareket ederek Bir Ali’ye vardık.Burada birkaç saat sonra harbe gireceğimizi söylediler.Bir Derviş Dağı’na hareket ettik.Ufak bir Cebel top çıkarılıyordu.Paşa’da topun yanında idi.İlerde düşmanla çarpışılıyordu.Fakat düşman gözle fark edilmiyordu.Top atışına başlandı.

Yzb.Zihni Efendi beni iki manga ile bir cebele gönderdi.

‘’ O cebeli aldıktan sonra filan istikametteki cebele doğru git ‘’ dedi.Bu cebele iki mangadan üç kişi ile vardım.Sıcakta hararet ve susuzluktan durdum.Yzb.beni çağırttı.İkinci bir vazife ile yine beni göndermek istedi.

Bende ‘’ efendim ,yoruldum ‘’ dedim.

O da ‘’ sen gideceksin ‘’ diye bağırdı.

Yanına vardım iki manga asker daha verdi.Hemen ikinci bir cebele hareket ettim.O cebele 200 m kala arkama baktığımda üç kişinin kaldığını ve birisininde vurulduğunu gördüm.Mevcut kalan erlerle elli adım daha ileri koştum.O sırada arkama baktığımda 7 manga asker geliyor.Benim kuvvetimin fazla kırıldığını görünce top ateşi başladı.Geriden gelen takımla birleşerek cebeli aldık.Cebelin yanında dururken Yzb.Zihni Efendi gelerek ‘’ şimdi sen vazifeni yaptın bu seferde harbe ben gireceğim ‘’ dedi.

Ben ateş ettim ,yüzbaşı o cebeli aldı.Sonra o cebelin tepesinde birleştik.

Mataramı çıkararak su içmek istedim.Matarayı elime salıp salladığımda içinde su kalmadığını gördüm.Yalnız mataranın ağzına yağlı keçe kapadığım için suyu o emmiş.Keçeyi emdim.

Gelen bir emirle bölük boru çaldırarak bizi geri diye çağırdı.Bölük komutanı derenin ağzında durmuş bana ‘’ bir manga asker al,gel ‘’ dedi.Askerin içine girdim baygın bir halde duruyorlardı.Onları görünce bende bayıldım.Bölük komutanı bana bağırdı.Bayılmama sebep bir delikanlı susuzluktan can çekiştiriyordu.Bu halde olduğu için onun haline bakıyordum.Tabur komutanı Sadettin Bey’in postası beni aramaya çıkmış.Beni görünce ‘’ vah , bayılmış ‘’ diye bölük komutanına bağırdı.Tabur Komutanı da çadırından çıkarak beni öyle görünce ‘’ vah ‘’ dedi.Bu arada benim biraz aklım başımda idi.Bana bir tas su doldurdu verdi,ben ise ‘’ aman beyim şu çocuk biraz iyi ,onu kurtaralım ‘’ dedim. Onun ağzına döktük,seyremesi düştü.Bana yine verdi.

Bende ‘’ ölsem içmem,şu arkadaşımı dirilteceğim ‘’ dedim.

Tabur Komutanı onun ağzına suyu döktü.Ayılmaya başladı.Tabur Komutanı kendisi ölmek üzere arkadaşını düşünüyor,yardım etmek istiyor diye ağlamaya başladı.Tekrar bir tas daha verdi.Bundan sonra kendine gelerek oturdu.Postasını çağırdı.

’’Fahri Paşa’ya söyle,100 yük su isterim , asker bitti ‘’ dedi.Posta gitti,paşaya söyledi.30-40 deve yükü su geldi.Su gelirken bazı erler elinde büyük çivilerle yüklere hücum ederek yükleri patlatıyor ve sularını içiyorlardı.Buna mani olundu.Sular geldikten sonra başçavuş elinde bir kap ile su dağıtmaya başladı.Birkaç defa kendisinden istedim,vermedi.Bende elinden kaparak içtim.Fakat beni tanıyan arkadaşlar bu seferde bana koştular.Bende su kabını başımdan aşağıya devirdim.Susuzluktan bitkin düşmüş askerler hemen üzerimden dökülen suları emmeye başladılar.
Kıtam burada dörtgün istirahat ederken Fahri Paşa geldi.İki cebeli alan askerleri çağırttı.Ben her iki cebele’de gittiğim için çıktım.Fahri Paşa ;

‘’ size gönderdiğim Arap yanlış cephe gösterdiğini söyledi,fakat muzafferiyetle çarpıştığınız için o ayıbınızı örttü ‘’ dedi.

Bana da ‘’ çavuşsun ‘’ dedi.

Üçkuyulara hareket ettik.Oraya vardığımızda büyük bir cebele çıktık.İleri karakol vazifesini bana verdiler.Vakit yassı sıraları idi.Askeri sabaha kadar bir sakametsiz bekledik.

Bölük Komutanı yeni gelmiş bir takım komutanı ile birlikte gelerek üç çavuşu aldı ve büyük bir cebele götürerek bir saat mesafede başka bir cebel gösterdi.Aramızda düz bir ovalık vardı.

‘’ Bu cebele hareket edeceksiniz ‘’ dedi.

Oradan gelerek cebele doğru 7 manga ile hareket ettik.O yüksek cebelden aşağıya doğru indikçe varacağımız cebelden tek tük mermi geliyordu.Biz yeni gelen takım komutanına bağlı idik.O bizi manga kolunda götürüyordu.Yen,i geldiğinden ismini dahi bilmiyordum.

‘’ Komutanım bize atıyorlar,takıma yeni bir nizam verelim ‘’ dedimse de yine eskisi gibi gittik.Biz gittikçede kurşun fazlalaşıyordu.Ben yine söyledim,yine dinlemedi.Üçüncü defa yine söyledim.Bu arada nur içinde yatsın nasıl geldiğini anlamadım Bölük Komutanım geldi.Gelişinin sebebi de bizim böyle manga kolunda gittiğimizdenmiş.Gelir gelmez;

‘’ Beyni bozuk bu gidişin doğru değil,askerimi telef ettireceksin.Madem bilmiyorsun çavuşlarımın reyine bırak ‘’ dedi.Bana döndü ;

‘’ Kahraman çavuş, 6.manga benim yanımda kalsın, tertibat al hareket et ‘’ dedi.

Ben hemen ortaya çıkarak lazım gelen emirleri verip harekete başladık.Cebelin yarı yerine çıktım.İleri giden mangada cebele çıktı.Bende diğer mangalarla çıktım.Bu arada 6 manganın onbaşılarından Eynedikli ( İscehisar-Konarı Köyü ) Hacı Gazi Onbaşı ‘’ Zihni Efendi vuruldu ‘’ diye bana bağırmaya başladı.Bu kahraman bölük komutanına acıdım.Ben harbe devam ettim.Askerlerin çoğu sağ tarafta idi.Bende sol tarafa gittim.Ayağımda parlak tozluklar vardı.Ben cebelin üstünde Arapları kovalarken Fahri Paşa yüksek bir yerden bizi seyrediyormuş.Orada ‘’ ayağı ışıldayan kim ? ‘’ diye yanındaki subaylara sormuş.Onlarda kahraman çavuştur demişler.Paşa’da ‘’ bu cesur çavuşu,başçavuşluğa terfi ettirin ‘’ demiş.Bu arada ben cebelin bitim yerinde düşmanların yedisini birden yere serdim.İlerde sağda bir kayanın altında toprak kaynaşmaya başladı.Ceylan zannı ile sol dizimi yere koyarak düşman mı yoksa ceylan mı ? derken sol ayağımın diz kapağından aşağı kısmından 13 yerimden yaralandım.Bu yaralı halimde onların üzerine koşmak isterken on ,onbeş adım ilerde o toprağın döküldüğü yerden düşmanlar kaçtılar.Ben orada oturarak yaramı sardım ve ayağımı kucağıma alarak geri tarafa doğru sürüne sürüne cebelden düzlüğe doğru inmeye başladım.Ayağım yürümeye mani olduğu için ve bölük komutanımı da kaybetmiş olduğum için meyus bir halde idim.Hacı Gazi Onbaşı’nın yanına geldiğimde bana dediki

‘’ bölük komutanı şu yüksek tepenin üzerinde sizi gözetlerken vuruldu ,ölürken lailahe illallah hak birsin Muhammedi Resulullah deyip öldü.‘’

İlk gözetlediğimiz yerden daha gelmemiştim vakit yassı sıraları oldu.Karanlıkta birisi geliyordu.Ona bağırarak kim olduğunu sordum.Bizim taburun borozancısı imiş.Yanıma geldi,beni götürmeleri için bölüğe haber vermesini söyledim.Borozancı bütün subayların bulunduğu yerde

‘’ kahraman çavuş yaralanmış ‘’ diye söyleyince Fahri Paşa ‘da ‘’ bu çavuş kim ‘’ diye sormuş oradakiler de ‘’ gündüz yüksek cebelde ayağı parlayan çavuş ‘’ demişler.Paşa bunu duyunca ‘’ Onu tebrik edin ,artık başçavuştur ‘’ diye söylemiş.

Tabur Komutanı yaveri Hamza Beyi çağırtarak hizmet eri ile birlikte benim bulunduğum tarafa gelerek beni buldu ve başçavuşluğumu tebrik etti.Ben ise ayağımdan vurulduğum için çok sızı çekiyordum.Ona ‘’ ben çavuşluk falan istemiyorum,bana iyi olduğum zaman mı bakılacak ‘’ diye bağırdım.Onun hizmet erinin yardımı ile giderken derenin kenarında 3.Bölük Komutanı Hasan bana ‘’ cebelde senin önünden kaçan düşmanları ben vurdum ‘’ dedi.Bu haberi işitince çok sevindim ve memnum oldum.Çünkü beni onlar vurmuştu.Benim intikamı mı aldığı için çok müsterih idim.

Oradan ayrılarak taburun bulunduğu yere geldik ve tabur komutanının yanına gittik.Doktor yaramı sardı.Yaram sarılırken hizmet erinin getirdiği böreği yedim.Ertesi gün yaralıları geriye sevkediyorlardı , beni de bir devenin üzerine bindirdiler ve diğer yaralılarla birlikte Medine’ye geldik.

Fahreddin (Türkkan) Paşa

(1868-22 Kasım 1948), Türk asker ve diplomat. Özellikle I. Dünya Savaşı sırasında çıkan Şerif Hüseyin İsyanı'nda zor şartlar altında Medine'de yönettiği 2 yıl 7 ay süren Medine Müdafaası ile bilinmektedir. "Medîne Müdâfii", "Türk Kaplanı", "Çöl Kaplanı", "Medine Kahramanı" lakaplarıyla anılmaktadır.

HASTANE GÜNLERİ

Medine’de hastaneye yatırdılar.Orada yatarken birgün beni aradıklarını duydum.Çabucak yatak ve yorgan çarşaflarını değiştirdiler.Bir de baktım ki Fahri Paşa geldi.Kendisini görünce toplandım.Benimle yarım saat uğraşarak bıyıklarımı büktü .

Fahri Paşa iki madalya,bir sarı lira verdi ve bir beyaz gümüş mecidiye de sultan validenin hediyesi diye verdi.Medine Hastanesi’nde yedi ay tedavi gördükten sonra bana bir fayton tahsis edildi.Bununla sabahları gezer sonra hastaneye giderdim.Bir müddet sonra taburcu edildim.Ayağım daha tamamıyle iyileşmediğinden 3.tabur komutanı Refii Bey’e saraçlık için müracaat ettim.O da paşaya gitmek lazım dedi.Birlikte gittik.Paşa, tabur komutanına ‘’ bir er için ricada bulunduğundan dolayı teessüf ederim ‘’ demiş.O zaman beni çok iyi tanıyan Refii Bey ‘’ kahraman çavuş ‘’ olduğumu hatırlatınca paşa ‘’ nerede o kahraman çavuş ‘’ demiş ve beni hemen içeri çağırttı.’’ Geçmiş olsun ‘’ dedi.Ben de ‘’ sağol paşam,şimdi muharebe edecek vaziyette değilim ama elimle yine vazife yapabilirim ‘’ deyince Paşa , Refii Bey’in gönlünü alarak beni alaydan isteyeceğini söyledi ve oradan ayrıldık.

Bu sıralarda yaralarım tepti.Birgün Ahmet Çavuş’un sırtında dışarıya çıkarken çavuşun ‘’ ayağından bir şey akıyor ‘’ dediğini duydum.Ayağımdaki irinlerin aktığını görünce hemen gözlerim açıldı ve her yeri cennet gibi gördüm.’’ Ahmet Çavuş ,cennet bu dünyada imiş ‘’ dedim ve sonra bayıldım.O beni öldü zannederek Medine’den onbeş dakika ileride olan Refii Bey’e haber vermiş.Refii Bey ‘’ eyvah ‘’ demiş.Hemen doktor ve sıhhiye erleri ile birlikte sedye ile gelip kulağıma ‘’ kahraman çavuş ‘’ diye bağırmış.Ben bu sesleri duyuyordum.Fakat kendimde değildim.Ayılınca beni hastaneye götüreceğini söyledi.İlk defa razı olmadım çünkü onlar beni iyi olmadan çıkarmışlardı.

Nihayet razı ettiler.Orada onbeşgün durduktan sonra Şam’a gittim.Şam’da üç-dört hastane değiştirdikten sonra nekahathaneye çıkardılar.Yedi-sekiz gün durduktan sonra oranın işlerine bakan Hıdır’a bana da bir vazife vermelerini söyledim.O da ‘’ sana vazife verilmeyecek ‘’ dedi.Bunun üzerine birgün kendiliğimden çıkarak orada bulunan hastaları içtima ettim,yaralıların tekmil haberini aldım ve muntazam bir temizlik yaptırdım.Yazıcı Hıdır bu hali görerek Baştabip geldi zannederek yanıma geldi.O sıra da Baştabip geldi ve bu hali görünce çok memnun oldu.Bana bu vazifeyi verdi.

Baştabip birgün koğuşları gezerken Medine’den gelen beş arkadaşın oturduğu yere gelip onlara nereden geldiklerini,ne yaptıklarını sormuş.Onlarda ‘’ biz beş topalız,Medine’den geldik ‘’ demişler.Baştabip’te ‘’ hazır olun sekiz,on gün sonra muayene var.Sizi heyete göstereyim,muayene olun ‘’ demiş.

Biz muayeneye giderken beni baştabip gördü,alıkoymak istedi.Fakat ben

‘’ muayene olmamız lazım,bunun için siz emir verdiniz ‘’ deyince bir şey söylemedi.

Heyete girdiğimizde doktorların içinde Medine’den tanıdık bir doktor beni görünce ismimi sordu.Bunun üzerine başımdan geçenleri anlattım.Çabucak muayene ederek hepimizin raporlarını elden yaptırıp baştabibe göndermiş.Ben yazıcı Hıdır’ı görüp raporumu aldım.Baştabip geldiğinde raporları incelemiş,benim raporumu göremeyince sormuş.Yazıcı da ‘’ o kendi aldı ‘’ demiş.Baştabip beni çağırttı ve raporumu sordu.Ben de ;

‘’ doktor bey sevincimden cebime koyuyorum zannıyle boşa koymuşum o da düşmüş ,kaybettim ‘’ dedim,inandı.

Baştabibin gayesi beni burada alıkoymaktı.

MEMLEKETE DÖNÜŞ

Heyetin muayene ettiği 1500 kişi nekahathaneden memleketlerine sevkedileceklerdi.Baştabip bunların şahsi evraklarını ve kumanyalarını hazırlamam için emir verdi.Hepsini hazırlayarak istasyona indim ve yaralıları trene bindirdim.Bu arada baştabipte istasyonda idi.Ben trenin hareket etmesini bekliyordum.Tren yavaş yavaş hareket etmeye başlayınca ben de trene atladım.Baştabibe karşı şapkamı çıkarıp ;

‘’ Allah’a ısmarladık doktor bey ‘’ diye seslendim.

Yolda giderken fazla bir adam olduğunu haber verdiler,o fazla adamı bende aradım fakat bir türlü bulamadım.

Halep’te tren durunca yaralıların sevkine memur olan Agop’a müracaat ettim.Bana da kumanya verilmesini istedim.O da benden raporumu istedi,raporumu verdim.Beni tanıyan arkadaşlara durumu anlatınca Agop’un rapor sattığını,gidip raporumu geri almamı söylediler.Gittim raporumu geri aldım.

Pozantı’ya kadar böylece gittik.Pozantı’da yanıma bir arkadaş geldi.Benim ismimi biliyordu fakat ben onu tanımıyordum.Benim tüm ihtiyacımı temin etti.Her istasyonda inip memleketime hediyeler aldıkça o daima parasını veriyordu.3,5 altın lira benim için harcadı.

Çay’a kadar böyle geldik. Çay’da bu adam kayboldu.Bugün bile kim acaba diye merak ederim.

Umumi Harp’te Çanakkale Seddülbahir – Gazitepe mevkisinde 1332 tarihinde 27 gün içinde 25 yerimden vücudumun baş ve el kısımlarından düşmanın piyade kurşunu ile ve makine bombası ile yaralandım. Yine kıtamız Arabistan’a gittiği vakit orada Medine-Mekke arasında Üçkuyular mevkiinde bir tepe üzerinde de ayağımdan ve 13 yerimden yaralandım.Vücudumun muhtelif yerlerinde ceman 38 yara mevcuttur.

MMV ( Milli Müdafa Vekaleti )’nin verdiği rapor ve Şam Merkez Hastanesi’nin 5 Nisan 1333/ 1917 tarihli 604 no’lu raporu elimdedir.

Benimle birlikte savaşırken yaralanmış Afyon’lu arkadaşlarımdan Böcünün İbrahim Çavuş vardı.O da şimdi öldü.

 

Çavuşbaş Mahallesi’nden
Kahraman oğullarından
Ahmet Oğlu 1304 ( 1888 ) doğumlu
Hacı Mehmet KARAKAYA

 

Kaynak: Taşpınar Dergisi; Sayı 14; YIL: 2015.